TuĞçE's profileblue angelPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    25 October

    Suskunum Sana

    Hangi şiire başlasam suskunum sana
    Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
    Güneşte kavrulan bir kum tanesi
    Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
    Yağmura suskun yaşamaya suskun
    Haykırabilsem
    Belki bir nehir köpürebilir sesimde
    Silinebilir kuraklığın bütün izleri
    Upuzun çöller vadileşebilir içimde

    Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
    Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
    Özlüyorum seni masmavi
    Koşuyorum sana bembeyaz
    Ve kahroluyorum bir anda kapkara
    Ah oluyorum
    Of oluyorum
    Ve susuyorum
    Oysa haykırabilsem
    Işık yumağı bir pınar olur soluğum

    Hangi türküye uzansam suskunum sana
    Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
    Tut ki vurulmuşum
    Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
    Bir saçlarının rüzgarına
    Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
    Hangi dalga silebilir beni senden
    Hangi kasırga koparabilir
    Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
    Coşkuların her şahlanışında
    Sana deprem deprem susmuşum
    Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

    Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
    Sözlerinde baskı yasası yeter
    Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
    Zafer sabahlarında gece kadar
    Bayram sabahlarında yas kadar suskun
    Böyle güzelliklere de
    Böyle suskunluklara da lanet olsun
    Al bu suskunluğumu al artık
    Al ki
    Bütün gürültüler kahrolsun

     

    19 October

    EYLÜL TUTSAKLARI

     


    Eylül'de tutsak düştük hüzünlü yüreklerimize.

    Bazı gün, kimi olay ya da küçük bir kıvılcımın çığır açtığı

    Yeni bir sayfa oluşturduğu anlar gibi.

    Sekiziydi. Çarşamba'ydı.. Öğle vaktiydi…

    A… tesislerinde geçmeyen zaman dilimine tutsakken

    Otobüsten inen ilk ve tek yolcuydun, mavi mavi

    İlk karşılaşma, ilk sarılış, ilk heyecan. ilk kıvılcımlarımız oldu

    Mavi bir peri kızı olarak işlediğimde seni belleğime

    Peri bacaları ziyaretimizin giriş kapısındaydık

    Heyecan kasırgasıyla kuraklaşan boğazlarımızı

    Çay ziyafetine yönlendirmeden valizini aldığımda, elinden

    Nasıl da kızmıştım ''valizimi neden sen taşıyorsun''?

     

    O ilk çay, ilk sigara, ilk mola, ilk bakış, ilk sohbet

    Ve oturduğumuz o masa… çok konukladı bizi sonraları

    Her konukluğunda kıvılcımlar büyüttük yanardağ ateşiyle


    Konuk olduğumuz otel mi yeryüzü cennetiydi görmediğimiz

    Asi kardelen yüreklerimiz mi çevirmişti cennete?

    Akşamında ŞÖMİNE'li bir restoran ağırlarken bizi

    O asil, o mahzun, o hüzünlü prenses gibi oturuşun

    İlk güne, geceye, sevdamıza anlamlar yüklüyordu karşımda

    Bakarken, derinliklerinde kaybolduğum gözlerinden

    Ve dalga dalga içimi yakan dudağının kıvrımından

    Kaçırırken gözlerimi, kimseler yoktu bizden başka adeta…

     

    Dokuzu gösterirken takvimler serin bir sabahta

    İlk sahanda yumurta eşliğinde ilk kahvaltımızdayız, ben gergince

    Uçhisar kalesinden panoramik görüntüyü izlerken

    Peri bacalarının tanıklığını düşündüm konuk aşklara

    Eski bir kilisenin tarihçesini anlatırken görevli,

    Kaç rahibe yıkanmıştı o kutsal banyoda, umarsız,

    Kaç kez şarap içmişlerdi kendi bağlarının üzümlerinden.

    Göreme'nin içinden Kızılırmak’a ulaşan kurumuş derenin

    Üzerine bent yapılmış yükseltisindeyiz seninle…

    Öğle saatlerinin güneşinden korunaklı bir ağacın altında,

    Piknik türü bir masadayız… çevrede köpek yavruları

    Çocukluğuma, gençliğime, askerliğime uzanıyorsun

    Albüm sayfalarını her çevirdiğinde…

    Günü geçirdiğimiz Göreme'de konuklanmalıyız bu gece

    Ahşabın dayanılmaz cazibesini egzotik dekorla bütünleştiren

    Bir SOFRA'da soluklanıyoruz akşam yemeğine…

    Giysilerini restoranın otantik havasıyla örtüştüren

    Sevimli bir garson kızın sunumunda, soğuk mezelerin,

    Ve ardından masada kırılan testi kebabının tadındayım,

    Sen hafif ve sebze ağırlıklı mezeleri tadarken

    Olur mu bir '' Ah ulan Rıza'' okumadan masadan kalkmak…

     

    Olanaklı olsaydı eğer zamanı durdurabilmek, yapabilseydim

    Geldiğimiz gün durdurmak isterdim... çünkü

    Şimdi takvimler on Eylül'de senin hüzünlüğündeydi…

    Kokusu ve kendi bende saklı bir tutam saçının ikizini

    Babadan oğula devam eden çömlek üreticisi ve

    Dünyanın ilk saç koleksiyoncusunda bırakacağın

    Söyle, hiç aklına gelir miydi Avanos'ta,

    Dallarını suya vermiş Söğüt ağacını, Manda'sız

    Kızılırmak'ta asma köprüde izlemekteyken…

    Çayın en güzel tadı idi kürsü üzerinde içtiğimiz…

    Güneşin batışını izlerken

    'Gül Derlemeyi Bilmez Bizim Gençliğimiz' eşliğinde,

    En güzel yansımasıydı gözlerinde güneşin kızıllığı

    Ve bugün gördüğüm her gün batımında

    Bir çift göz düşer yüreğime, kızıl bir alev olur…

    SARAY gibi olmasa da mekânı, dekoru, görüntüsü

    Konuklandık yine bir akşam yemeğinde, açlık-tokluk arası

     

    En güzel, en anlamlı, en koyu sohbetimizdi

    On bir tarihli güne başlangıcımız…

    Öğleni gösterirken saatler, en büyük sürprizdi bize

    Bağbozumu şenlikleri ve festivali…

    Ebru sanatını, fotoğraf sergisini izlerken yan yana, el ele

    Sanata, sanatçıya, emeğe saygıyı duyumsadık bir kez daha ve yine…

    Çaysız, Türk kahvesiz, sigarasız tamamlamak var mıydı günü?

    Dağıtamazsın sonra kafanı ve son anda fark edersin

    Karayoluna ters istikametten girdiğini güneş batarken…

    Yoksa son gecenin hüzünlerinde boğulan bir dalgınlık mıydı?

    Bir önceki gecenin bozkır soğuklarında üşüyen yüreğimizi

    ŞÖMİNE’li bir mekân ısıtmalıydı son gecemizde,

    Şarabımız, rakımız, mezelerimizle uğurlamalıydık kasvetimizi

    'Bir kızın olsaydı ne yapardın' diye sorduğunda

    Dilime, ucuna gelen, geri giden tükenen sözcükleri

    Zaman tünelinde yitirdim, sonradan sana hatırlamak üzere…

     

    Tutsak düştüğümüz ilk Eylül'de

    Güne son uyanışımız ve kahvaltımızdı ilklerin başlangıcında

    Hüzün çöktü Kapadokya'ya, siyaha döndü mavi-beyaz bulutlar

    Yanından, sağından, solundan, ortasından, kenarından

    Geçtiğimiz, geçeceğimiz, ardımızda kalan her Peri Bacası

    Hıçkırıklarına engel olurken hüzünlerimizde,

    Onca yolun farkında olmadan girdik otogara…

    Otobüsün basamağına ilk adımını atarken söylediğin

    'Yerime oturduğumda gitmiş olmalısın, dayanamam' ile

    Nasıl dayanacağımı, yitirdiğim aklımı arıyordum aslında

    Üçüncü basamağına geldiğimde yolcu merdivenlerinin…

    Ayağım, elim, yüreğim, aklım, tüm uzuvlarım durmuş

    Yitip gitmiştim mahşeri bir karanlığın dipsiz kuyularında…

    Ta ki gideceğim yön yerine, geldiğim yöne girene dek...

     

    Eylül’müydü, rüya mıydı, yaşamış mıydık, var mıydık?

    Dat dat diye uyaran otobüs şoförünün kornası olmasa

    Kendime nasıl döneceğimi bilemiyorken uyanmıştım..

    Yüreğime akıttığım gözyaşlarım bir benzin istasyonunda

    Uykuya dalmam için zorlarken direksiyon başında beni

    Ya sen şimdi hangi molada kaçıncı çayındaydın

    Hostes kızın uyandırmalarının ardından…

    Hangi anılarımızı katıp, karıştırıp içiyordun çay kıvamında.

    Beraber içtiğimiz sigara öksüz kaldı şimdi…

    Yoldaydım, yoldaydın, gidiyordun, gidiyordum, uzaklaşıyorduk

    ***Eylül tutsaklarıydık biz…

    Ayrı yön ve kentlere gitsek de tutsaktık yüreklerimizce

    ***Eylül tutsaklarıydık biz…

    Ayrılıkların, evliliklerin, hüzünlerin, güz başlangıçlarının

    ***Eylül tutsaklarıydık biz…

    GEBERİYORUM

     


    Kanar içimde bitmeyen aşklar
    Yanarım dağlarda ateşler gibi
    Hangi gün açıldı ki gonca güllerim
    Solgunum hazan yaprakları gibi

    Dört yanımı sarmış çıldırtan hazan
    Yaşanmadan kurumuş baharın bahçeleri
    Su misali geçiyor içimden zaman
    Alabildiğine coşkun, azgın bir nehir sanki...

    Özleminle yanıp tutuşunca göz bebeklerim
    Öylesine çözülür, öylesine dağılırım ki;
    Bunu ne ben anlatabilirim
    Ne de sen anlayabilirsin beni...

    Ortasındayım bitmeyen gecelerin
    Düşlerim korku dolu...
    İçimde her dakika tepinir durur
    Ayıpları, günahları yok sayan arzu

    Sensiz geceler simsiyah, karanlık
    Korkuyorum!..yolunu şaşırmış martı gibi
    Acı bir tebessüm oldu dudağımda ayrılık
    İçimdeki melekler ağlıyor şimdi...

    Zamansız acılarla çöktüm, yıkıldım
    Kök saldı içimde aşkın matemi
    Öyle kahırlı, öyle kederliyim ki;
    Sorma; yokluğundan geberiyorum gibi...

    Take That Rule The World Lyrics

     

    You light the skies up above me
    Sen benim üstümdeki gökyüzünü aydınlatıyorsun

    A star,so bright,you blind me
    Bir yıldız,parlaktı,gözümü kör ettin

    Dont close your eyes
    Gözlerini kapatma

    Dont fade away,dont fade away
    solma,solma

    Yeah,you and me we can ride on a star
    Evet,sen ve ben bir yıldızın üstüne binebiliriz

    If you stay with me girl
    Eğer benimle kalırsan tatlım

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    Yeah,you and me we can ligh up the sky
    Evet,sen ve ben gökyüzünü aydınlatabiliriz

    If you stay by my side
    Eğer benim yanımda kalırsan

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    If walls break down,I will comfort you
    Eğer duvarları yıkarsan,seni teselli ederim

    If angels cry,I'll be there for you
    Eğer melekler ağlarsa,senin için orada olacağım

    You've saved my soul
    Sen benim ruhumu kurtardın

    Dont leave me now
    Şimdi benden ayrılma

    Yeah,you and me we can ride on a star
    Sen ve ben bir yıldızın üstüne binebiliriz

    If you stay with me girl
    Eğer benimle kalırsan tatlım

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    Yeah,you and me,we can light up the sky
    Evet sen ve ben gökyüzünü aydınlatabiliriz

    If you stay by my side
    Eğer benim yanımda kalırsan

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    All the stars are coming out tonight
    Bütün yıldızlar bu gece dışarı geliyor

    They're lighting up the sky tonight
    Onlar bu gece gökyüzünü aydınlatıyor

    For you
    Senin için

    All the stars are coming out tonight
    Bütün yıldızlar bu gece dışarı geliyor

    They're lighting up the sky tonight
    Onlar bu gece gökyüzünü aydınlatıyor

    For you,for you
    Senin için,senin için

    Yeah,you and me we can ride on a star
    Evet,sen ve ben bir yıldızın üstüne binebiliriz

    If you stay with me girl
    Eğer benimle kalırsan tatlım

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    Yeah,you and me we can light up the sky
    Evet,sen ve ben gökyüzünü aydınlatabiliriz

    If you stay by my side
    Eğer benim yanımda kalırsan

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    All the stars are coming out tonight
    Bütün yıldızlar bu gece dışarı geliyor

    They're lighting up the sky tonight
    Onlar bu gece gökyüzünü aydınlatıyor

    For you,for you
    Senin için,senin için

    All the stars are coming out tonight
    Bütün yıldızlar bu gece dışarı geliyor

    They're lighting up the sky tonight
    Onlar bu gece gökyüzünü aydınlatıyor

    For you
    Senin için

     


    10 October

    G ü l ü m s e y e n

    We all need love, happiness. Here and there, we reach out with all our energy, trying to console our heart. She seeks the love she has lost, so long lost that we can not know what it was. We gaze at the sea, beauty, we listen to waves closing our eyes, feel the sticky wind on our face, smell of the moon and taste of salt. In every feeling and relation, we are seeking love.

    In each step of sweet capturing love, a soft voice whispers from behind,

    watch out

    love of your heart
    lives high in the sky
    reach, flying into blues
    high and high

    Hepimizin sevgiye, mutluluğa ihtiyacı var. Şurda burda, tüm enerjimizi vererek kalbimizi avutmaya çalışıyoruz. O, uzun zaman önce kaybettiği sevginin peşinde, öyleki, ne olduğunu bilemiyoruz. Denize, güzelliğe bakıyoruz, gözlerimizi kapayarak dalgaları dinliyoruz, yapışık rüzgarı yüzümüzde hissediyoruz, ayın kokusunu ve tuzun tadını alıyoruz. Her his ve ilişkide, sevgiyi arıyoruz.

    Tatlı ve esir edici sevginin her adımında arkamızdan yumuşak bir ses fısıldıyor,

    dikkat et

    kalbinin aşkı
    göğün üstünde yaşar
    maviye dal
    yüksel ve yüksel

    BİR AŞK DAHA

    resim4xa0
    ı

    BİR AŞK DAHA

    8/10/2008 ·


    bense okulların açılmasını
    çünkü seni görmek vardı koridorlarda
    ve bana güleceğin günü beklemek.

    ben okul bahçesindeki ağaca, başharflerimizi
    sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
    ben sırama isimlerimizi
    sen kalbime ilk aşkı yazmıştın.

    senden sonra sana yazdığım şiirlerden
    haberin bile yok
    ve yağmur yüzüme vuruyor
    ve soğuk.

    okuldan sonra
    her dolma kalem, her lacivert kravat
    her beyaz gömlek ve yakalık
    ve her 12 aralık
    sen gelirsin aklıma
    çocukluk işte, belki de ilk Aşk
    belki de ilk delilik.

    seversin demiştin ya hani bundan sonra da
    inan ki o kadar kimseyi sevemedim
    ve o iki kelimeyi senden sonra kimseye
    ama kimseye söyleyemedim.

    belki hiç olmadın benim için
    belki de azdın
    ama olsun
    ben hep sana şiirler yazdım.

    ceketimi ve kravatımı saklıyorum hala
    birinin üzerinde tebeşir
    birinin üzerinde ayran lekesi
    ve Seni Seviyorum Hala
    elmayı da, havayı da, suyu da

    ve bilmeni istemiyorum hala
    sana şiirler yazdığımı
    ve bilmeni istemiyorum bütün bunları
    çünkü herşey böyleyken güzel
    en dokunulmamış, en yaşanmamış
    ve en tadılmamış haliyle.

    bir sahilde elele dolaşılmamış
    ve bir kafede çay içilmemiş haliyle
    herşey
    böyleyken güzel belki de

    ama sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
    ben aşkına tutulmuş bir deli candım
    sen gönlüme sevdanın adını yazdın
    ben aşkına tutulmuş seni ararım.
    Seni Seviyorum...