TuĞçE's profileblue angelPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    26 November

    Kapı Çalar - Can Dündar

     Kapı çalar...

     Sabahın erken saatlerinde. Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz. Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır. İçinizden "Bugün kahvaltıyı bahçede yapalım" diye geçirirsiniz.

     Kapı çalar...

     Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır. "Artık canim sıkılmayacak " deyip keyiflenirsiniz. En çok merak ettiğinizi alıp şezlonga uzanırsınız.

     Kapı çalar...

     Kapıya koşarsınız. Yıllardır görmediğiniz bir dost gelmiştir. Sevinirsiniz. Sohbetleriniz saatler boyu hatta bütün gün sürer. "Yaşamak ne güzel" dersiniz içinizden. Hele böyle dostlar varken.

     Kapı çalar...

     Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz. Dönüp yeniden koltuğa gömülürsünüz. Bir daha çalar. Bakarsınız, yine kimse yok. Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun oğlu, elindeki sopayla zile uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş. İçeriden tuz getirirken kendi kendinize söylenirsiniz. "Elbette göremem. Keratanın boyu bir metre." Bu küçük hadise neşelendiriverir ortalığı.

     Kapı çalar...

     Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız. Askerdeki oğlunuz haber vermeden izne çıkmıştır. "Oğlum benim" diye hasretle kucaklarken göz yaşlarınızı zaptedemezsiniz. Mutluluğunuz oğlunuzun izni kadar uzar...

     Kapının her çalışında sanki mutluluğa koşmaktasınız. Huzur tüter gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar...

     Ve kapı çalmaz...

     O gün en büyük misafiriniz gelir. Adeta kapıyı kırmıştır. Alıp gider sizi, şaşırırsınız. "Niye haber vermedi?" diye içinizden geçirirken; "Doğduğundan beri zile basmaktayım" der.

     Bir şeyler söylemek istersiniz o an. Ama o andan sonra diliniz dönmez.

     Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir...

     Can Dündar

    Hoşçakal Ey Sevgili

    yalandı herşey..
    ve bitti seni seviyorum bile diyemeden
    gidiyorum şimdi bir ben birde içimdeki sen
    özlemlerin sevdam var,
    ama bana çok uzaklar.
    gidiyorum şimdi
    gitme desen beni engellesen ve senı sevıyorumu duysam senden
    ilk ve son..
    son herşey hayatımdaki son nokta.
    özlemim sevdiğim sevgimi söyleyemedim
    ve gidiyorum şimdi
    dilimde eskilerden bir parça ve yüreğimde bir sen
    birde tam bilemediğim bir şiir.
    ne gece bekler sabahı nede taze ölüyü mezar
    benim seni beklediğim kadar.

    hoşcakal ey sevgili....


    ağlayacağım hemde hıckıra hıckıra
    elimde remsin olmayacak belki
    ama yüreğim senınle dolu045[1]
    gözlerimde gözlerin dolu olucak
    ve yarım kalan bir aşkın hikayesi yazılcak son defa
    umutlarım yeşermeyecek belki akan son göz yaşlarımda

    ama biliyorum ki bir sen daha olmayacak tutamadığım ellerin
    bakamadığım gözlerin ile gidiyorum
    ve dilimde son sözüm SENİ SEVİYORUM

    Kurdun Ağzından Kırmızı Başlıklı Kız Masalı

     "Kırmızı Başlıklı Kız" masalını bir de kurdun ağzından dinleyelim :

     Her gün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım. Orman benim evim, temiz tutmak da benim görevim. Derken bir kız beliriverdi. Kırmızı başlık ve peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı. Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek. Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka. Bir süre dikkatle izledim bu garip kızı. Elinde taşıdığı üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu!.. Yürüyüşü bile normal değildi. Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan. Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm. Ama aklım o kıza takıldı bir kere... Bir gidip bakayım doğru mu söyledikleri dedim kendi kendime; gerçekten böyle bir büyükanne var mı? Siz olsaydınız gerçekliğini kontrol etmek istemez miydiniz? Orman benim evim. Ben hem ev sahibiyim, hem de diğer orman sakinlerine karşı sorumluyum.

     Neyse uzatmayayım... Gittim, baktım ve gerçekten bir büyükanne buldum. Sorduğumda "evet o küçük kız benim torunum" dedi. Ben de sorumlu bir kişi olarak; "bu küçük kız yabancılarla konuşulmayacağını öğrenmemiş daha!..." dedim ve anlattım küçük kızla karşılaşmamı... Büyükanne de ürperdi ve birlikte küçük kıza bir ders vermeye karar verdik. O yatağın altına saklandı, ben Onun geceliğini giydim, başlığını taktım ve yatağına yattım. Küçük kız birazdan içeri girdi. Seslendi cevap verdim. Ne şaşkın bir çocuk!.. Beni büyükannesi sanıvermişti. Ben benim büyükannemi değil sesinden, kokusundan bile tanırım oysa ki. Neyse bunlar bir şey sayılmaz, daha neler yaptı bilseniz. Kulaklarımın niçin büyük olduğunu sordu. Ne ayıp şey hiç sorulur mu!... Yine de çocukluğuna verip yumuşak bir sesle cevapladım. "Seni iyi dinlemek içi\"... Ama bu sefer kalkıp da burnumun niçin büyük olduğunu sormaz mı!.. Küçük kız hiç mi hiç terbiye almamış. Ben zaten burnumu kendime kompleks haline getirdim, öz-güvenim sallantıda. Psikologlar, estetikçiler... Dünya para harcıyorum ama nafile. Yine aldırmamaya çalışırken bu sefer de ağzımın kocaman olduğunu yüzüme vurmaz mı! Tabi ki kızdım, siz olsanız kızmaz mıydınız?

     O sinirle ayağa fırlayıp peşinde koşturmaya başladım. Birden ne olsa beğenirsiniz! Bir kocaman avcı elinde tüfek kapıdan dalıverdi. Beni "seni hain kurt, büyükanneyi yedin değil mi?.." diye suçlamaz mı !.. Halbuki büyükannenin kılına bile dokunmadım, O da saklandığı yerden çıkıp beni korumaya çalışmadı. Malum yaşlılık, kulakları iyi duymuyor. Avcı mahkeme yapmadan infaz kararımı verdi. Tabi ben de adalet bulamayacağımı, hatta canımı yitireceğimi anlayıp pencereden zor attım kendimi. Geçirdiğim büyük korkunun sarsıntısı yetmiyormuş gibi o gün - bu gün ormanda bile yüzümü rahat gösteremez oldum. Adım haine çıktı.

     Yeter Artık... Ben Suçsuzum...

    25 November

    SOL YANIMDA SAKLADIM SENİ

    Sol cebim ağzına kadar doldu.

    Bana kattığın ne varsa orda biriktiriyorum.

    Benden aldıklarının hesabını hiç yapmadan.

    Elim sol cebimde geziyorum hep.

    Sorunları görmezden gelen halin bulaşıyor parmaklarıma, ara sıra.

    ‘Hallolur’ diyorum içimden

    Geçen gün yaptığım çatının aktığını söyleyen müşteri arayınca.

    Gülen yüzün sarıyor parmaklarımı.

    Hep huzur vermeye çalışan halin takılıyor.

    O gün boş veriyorum işte, ay sonu ödemelerini.

    Plansız, hayatı koşturmayan tavrına dokunuyorum bazen

    Alıp başımı gitmek istiyorum ben de

    Canım nereye gitmek isterse oraya.

    İstediğin gibi sevebilmen dolanıyor elime

    İstediğim gibi sevmeye başlıyorum ben de.

    Belki biraz daha kontrolsüz ama.

    Sol elim cebimde geziyorum ben.

    Bana kattıklarını hatırlayıp

    Seni hala nasıl sevdiğimi fark ederek.

    Senden öğrendiğim o kadar çok şey var ki anlayacağın.

    Benden küçük yaşına rağmen,

    Benden büyük notlar düştün hayatıma.

    Unuttum sandığım oyunları hatırlattın.

    Kuralları, zaferleri.

    Yenilmeyi.

    Yine de en çok bir şeyi öğrenmek isterdim senden,

    Giderken bana katmadığın bir şeyi.

    Bu kadar çok sevmek, sevilmek iyi güzel de.

    Giderken ardına bakmamayı da öğretseydin keşke.

    Kolayca unutmayı.

    Ama bilesin ki;

    Yine de kırgın değilim hiçbir şey için.

    Sol cebimde senden kalanlarım,

    Sol yanımda sen olduğun sürece.

    Ben hep seni aynı hatırlayacağım.

    Yüreğimdeki en değerli,

    Hayatımdaki en güzel şey.x1pn1m3bq0[1]

    Gözlerin Benziyor Ya

    Sevgin servet olsada,bıktırırsın nazından
    Çektiğim her eziyet,bilki senin yüzünden
    Artık gönül yanmıyor,ateşinden közünden
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Çok sevgi istemedim,gönül memnun azından
    Ruhum bir zevk almadı,baharından yazından
    Yalanlara kanmıyor,dönen sensin sözünden
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.
    tearofearthrevisedbyoufve0al[1]
    Gönlüne girilmiyor dumanından,tozundan
    Şarkılar duyulmuyor,vazgeçtim ben sazından
    Yanlış yöne gidiyor,yürünmüyor izinden
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Gönülden gönüllere,vazgeçmezsin gezinden
    Bir gittinki,dönmedin,zamanın en tezinden
    Ah bir bilsen,ben seni sakınırdım gözümden
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Bana ne elalemin tavuğundan,kazından
    Peşinden gelememki,yetişemem hızından
    Hani sen çok severdin,vazmı geçtin kuzundan
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Kısaca anlatmazsın,bahanen hep uzundan
    Şimdi bir tat alamam biberinden tuzundan
    Dağları aşmak için,derman geçti dizimden
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Herşeyi ters anlarsın,bakmazsınki düzünden
    Sanane elalemin oğulundan,kızından
    Vazgeçilmez sanırdım,aşkın sonsuz hazından
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Eğer aklın olsaydı, çıkmazdın hiç sözümden
    Kaçmak mümkün olsaydı,kötü alın yazımdan
    Hiç şikayet etmezdim,acı gönül sızımdan
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Aşk ilaçtır desemde,haberin yok dozundan
    Ne yazık öğretmişler,sağlam değil,yozundan
    Nasibim hiç hoş değil,bu bağdaki bozumdan
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Adam olan vaz geçmez,ödün vermez özünden
    Senin anan kimdi ki,ben ne gördüm bezinden
    Sessiz sessiz ağladım,yaşlar aktı gözümden
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Benim derdin herzaman,bahset derdim sen bizden
    Çok şey farklı olurdu,yürüseydin izimden
    Yıkıldıysa bu dünya,bilki senin yüzünden
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Hiçbirzaman olmadın benden yana,çözümden
    Canım hala yanıyor gönlümdeki sızımdan
    Ömürboyu ettinde,beni aşktan, huzurdan
    Gözlerin benziyor ya,nefret ettim üzümden.

    Küçücük bir söz bile söylemedin Acım vardı hiçbir şey demedin

    Gittin anlamsız kaldı gecelerim Önümde sorular ve alışkanlıklar
    Söz,söz tutulmak için verilirmiş sevgilim
    Vazgeçtin işte benden ve bu şehirden neyleyim Delicate_thoughts___by_larafairie[1]
    Yıkıldı duvarlarım Önümde binlerce insan
    Aşkım bir hiç Sonu yerle yeksan
    Yıkıldım derin Kalbim delik deşik Ömrüm senin
    Nerdesin koca adam Hiçbir ben kalmadı ardında bıraktın
    Benden geçti artık anladım Arkamda kocaman dağlar vardı
    Önümde birsürü çıkmaz yollar

    ..nefret ediyorum-deli gibi seviyorum ...

    senin gidişlerin benim susuşlarım olacak artık ve ağlamayacağım gözümden akan her damla yaş senin içinse eğer...
    unutmayacağım..ama konuşmayacağım suskunluğum anlatacak bundan sonra sana olan nefretimi de...unutmak istediğim sadece senden nefret etmemi gerektiren hususlar o kadar...

    ben seni artık sevmeyeceğim-ki sevmemeliyim..sen bende ki bu sevgiyi hakedemeyecek kadar bitirdin kendini...anlayabiliyor musun???

    desem de farketmez sen nasıl olsa anlamak istediğin gibi anlıyorsun herşeyi...
    sana şuan içimden dökmek istediğim o kadar çok yürek var ki,senden nefret ederken bile seni çok büyük sevebiliyorum...ben bu kadar büyüğüm...
    ne kadar ikilemdeyim görüyor musun?..aşkımı da nefretimide karıştırdım birbirine..ve seni kattım tüm bunların içine..kendim yokum ama ..ben yokum artık..olmamam gerekli artık..anlayabiliyorum..sana olan nefretimle sevgimi ancak bu kadar anlatabiliyorum..

    senden nefret ediyorum...
    deli gibi seviyorum...

    bu yüzden biraz garip bakıyorum bu aralar,ağlasam mı bana yaptıklarına,yoksa gülsem mi içimde büyük bir aşkı yaşatabildiğime???
    bişeyler söyle,söz veriyorum bir daha bakmayacağım gözlerine..
    ah affet bana ait değiller artık o gözler..bir başka bakış var gözlerinde anlayabiliyorum ama affet sevgilim senin gözlerinde başka birini görmeye alışamıyorum...

    KAHROLASI SENİ SEWDİM..

    onasn1[1]

    Aptal kelimelerden nefret ettim! Anlatamadılar beni! ...
    Senden nefret ettim! Hiç ama hiç anlamadın beni! ...
    Ölüm ölüm dedim Ölümden bıktım!
    Ne ölümle ilgili bişi yaptım Ne ölüm benle ilgili bişi yaptı
    Ben sonunda ölümden nefret ettim!
    Hayata küsüm dedim; Beni gerçekten öldürmek istedi!
    Aman ölmeyeyim dedim; Ama en sonunda neden öyle dedim,anlamadım!
    Ben hepsinden nefret ettim!
    Ne yaşamak, ne ölmek! Hiç biri umurumda değil! ! !
    Kendimden nefret ettim! Sen de benden et Ey Sewgili! ...
    Her şeyden, en çok benden nefret et! ...
    Sen yaşarken bensiz; Senden nefret edeceğim ben çünkü!
    Her şeyden çok beni düşün! ... Nefretimle olsa bile....
    En çok benle yansın için! Kahrolası bu dünyada!
    Kahrolası bir seni sewdim! ! !

    03 November

    Adını Hasret Koy

     
     
    Adını Hasret Koy
    Eğer senden bir an ayrı kalırsam,
    Adını hasret koy, hasret kalayım, anjoeamaotx4[1]
    Özlemlerle yansın içim her gece,
    Adını hasret koy hasret kalayım.

    Uzansan yanıma dokunsam sana,
    Bir yatakta olsak yatsak yan yana,
    Sen şiir okusan ben ninni sana,
    Adını hasret koy hasret kalayım.

    Aşkımız büyüsün yıldızlar kadar,
    Gecemiz görünsün, gündüzler kadar,
    El ele tutuşup olsak kafadar,
    Adını hasret koy, hasret kalayım.

    Göz kırpmamda dahi göremez isem,
    Sesini bir anda duyamaz isem,
    Alnına bir buse koyamaz isem,
    Adını hasret koy, hasret kalayım.

    Gözle kapak kadar ayrı kal sakta,
    Birlikte sahilde ufka dalsakta,
    Binlerce yıl hep beraber olsakta,
    Adını hasret koy hasret kalayım.

    Kuş olup uçalım, kanatla vücut,
    Gidelim sevdaya, gel elimi tut,
    Hepsi gerçekleşse kalmasa umut,
    Adını hasret koy, hasret kalayım

    02 November

    ,

    buyuk-olmali-ayrilik-1[1]

    UNUT

    http://spaces.msn.com/members/arzucetin/

    Unut benden kalan ne varsa
    Unutmak tesellidir yalnızlığın
    Güneşi bir kadeh şarap gibi içip
    Delicesine sarhoş olmak
    En güzel tarafı imkânsızlığın

    yüreğim

     
    Ne zaman gözlerimin yanıldıgını anlasam, yüregimle baktım...
    Ve hiç yanılmadım...