Profilo di TuĞçEblue angelFotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida

Blog


20 febbraio

AVUÇLARIMDAN SEN DÜŞÜYORSUN

Suskun gecelerin mor hüzünlerinde

Sensizliğin hırçın kelimeleri doludizgin

Dökülür kalemimden

Karanlığın yaban kokan havasında ararken seni

İstanbul'u ufalıyorum ellerimde

Avuçlarımdan sen düşüyorsun

 

 

Vapur iskelesinden Kızkulesi'ne kadar uzayan sözlerim ve

Esaret kimliğimi yüklediğim kalemimle yazıyorum aşkını

Kaldırım diplerinde birikmiş sulara

Fırtınlar kopuyor vakitli vakitsiz yüreğimde

İstanbul'u ufalıyorum ellerimde

Avuçlarımdan sen düşüyorsun

 

 

Çok zor senin derdinin arasına sıkıştırmak onca derdi

Bir bacağı kırık bir iskemle gibi

Ne dengesini bulur,ne de yorgunluğumu savuşturur yaşam

Her hatırladığımda gidişini

İstanbul'u ufalıyorum ellerimde

Avuçlarımdan sen düşüyorsun

 

MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza, siyah güller, ak güller

 

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

 

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek..

 

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

 

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

 

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir, söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

 

Ki, ben, Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki, ben, Mona Roza bulurum seni

 

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Birgün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler, o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki, kapalı gece ve güne
Altın bilezikler, o kokulu ten

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza, siyah güller, ak güller.

 

Sezai KARAKOÇ

 

sEVmEk iÇiN GeÇ ÖlmEk iÇiN ErKeN!!!

akşamın acı su karanlığı içinden
soğuk kadife teması yalnızlığın
şuh bir kahkaha balkonun birinden
gizli işareti midir bir başlangıcın

sevmek için geç ölmek için erken

başbaşa çay elele yürümek derken
boğaz vapurları mı iskele sancak
telefonda kaybolmak sesini beklerken
insan insanı yeniler doğrudur ancak

sevmek için geç ölmek için erken

içimdeki gökkuşağı besbelli neden
bulutların içinden kuşlar yağıyor
bir şiire başlarsın birini bitirmeden
hiç kimse gözlerine inanamıyor

sevmek için geç ölmek için erken

sevmek sevildiğini bile farketmeden
yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi
sevmek zehir zemberek ve yürekten
gecikerek de olsa vuruşur gibi

sevmek için geç ölmek için erken

Attila İLHAN

DuDaĞıNa İLK YaLaNı BeN KaZıDıM

dudağıma ilk yalanı sen kazıdın
sırılsıklam yağmur altında
çamura bulandım
yalan bir öpücükle
kızıl kana bulandı tüm aşkım
dalgın
suskun
küskün sözcüklere
sevdaya baktım
ayrılıkla kolkola uzaklarda
hangisi sevda
hangisi ayrılık bilinmez
sonbaharın yaprakları
caddeleri süslerken
bir sokak kedisi
çöplükten çaldığı yiyecekle
yüreğime bir pençe attı
yalanlar dökülüverdi pencerelerden
çığlığıma
bir yıldız kaydı gökyüzünde
ay göz kırptı
ben dünyadan ayrıldım
ayın dudağına yalanı ilk ben kazıdım

 

Geri Gelen Mektup

Ruhu mu ateş yoksa o gözler mi alevden
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu
Pervane olan kendini gizler mi alevden
Sen istedin ondan bu gönlüm zorla tutuştu

Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse
Her şey silinip kaybolurken nazarında
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni olmaz yakışınla
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla
Hançer gibi keskinler çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince

İçimdeki azgın devi rüzgarlara attım
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım
Gözler ki birer parçasıdır sende ilahın
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın

Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin

10 febbraio

HÜKÜM GİYDİM AYRILIKTAN

 

 


Korktum aşka inanmaktan
Hüküm giydim ayrılıktan
Sevemez oldum kimseyi
Tanrım kurtar bu karanlıktan
Ne demeli sana sanki
Aşkından hayır mı gördüm
Üç gün mutlu olduysam
Üç ömrü hüzne gömdüm
Oysa seni senden, benden
Herkesten çok sevmiştim
Sen beni bırakıpta giderken
Aşkını unutmaya yemin etmiştim
Dünyalar benim olsa ne değişir ki hayatımdan
Yine yalnız, yine mutsuz, yine yorgunum ağlamaktan
Susma kader bak istediğin oldu
Gül bahçesinde kuruyan bir tek kalbim oldu.

KALBİMİ YERİNDEN SÖKMEYİ DENE

 

ı KALBİMİ YERİNDEN SÖKMEYİ DENE

Sevdanın sırrına ermek istersen
Coşkun bir ırmak ol akmayı dene
Çektiğim acıyı görmek istersen
Yüzüme bir kere bakmayı dene.
 
 
Pişmanlık acını dindirmediyse
Yürek ateşini söndürmediyse
Hiçbir şey geriye döndürmediyse
Eski resimleri yakmayı dene.
 
 
Bütün suçu bana yükleme artık
Istıraba çile ekleme artık
Bir ömür içinde bekleme artık
Gönül zindanımdan çıkmayı dene.
 
Sevgime beş para etmez diyorsan
Kinim kolay kolay gitmez diyorsan
Yaşattıklarım az yetmez diyorsan
Dünyayı başıma yıkmayı dene.
 
Bir kurşun da sen sık sanki yaram az
Sen ne cimcimesin sen ne yaramaz
O sahte bakışlar işe yaramaz
Karşım da gözyaşı dökmeyi dene.
 
Kanlı gözyaşımı kurutmam için
Verdiğim son sözü hep tutmam için
Seni sonsuza dek unutmam için
Kalbimi yerinden sökmeyi dene.

ağladığımı görme sakın

Bakma nemli gözlerime!
Bir iç çekiş görürsün o zaman...
Pişmanlık değil o süzülen yaşlar.
Belki de bir hüzün
Ya da sensizliğin denizinde
Sevgisizliğinin diplerindeki benim işte onlar...


Çağlıyor sensizliğin en acımasız şelalesi.
Düşüyorum o vakit
Parçalanmış hislerimle en derine...
Sonra
Boğuluyorum gözyaşlarımın akıntısında,
Tutunamadan bir dala
Alıp atıyor beni sonsuzluğa...
Sonsuzluk da sen oluyorsun,
Sonra
Dolduramıyor o an göz yaşlarım boşluğu,
Büyüyor giderek yalnızlığım...


Sensizlik yanı başımda kapılmış oluyor akıntıya,
Sürüklüyor o zaman beni
Çaresizliğe çaresizce...
Gözlerim yaşla dolu
Ama boş bakıyor aynı senin gibi.
Hüzünlerim boş bir noktaya dalmış
Seni göremez oluyor aniden...
Ne bir çaresizlik bu ağlama
Ne de bir güçsüzlük bu!
Sensizliğe de ağlamıyorum aslında!
Belki de sadece karşılıksız sevgime.
Bakma o yüzden gözlerime
Ve sakın ağladığımı görme!....

06 febbraio

YANIMDAYKEN ARADIM SENİ

Sen varken de aradım seni,
yokluğunda olduğu gibi,
belki seversin diye beni,
çözmeye çalıştım seni....

karanlıkta aradım seni, korkmadan,
soğuk kaldırımlarda aradım, bıkmadan,
artık bıktım yokluğundan,
soruyorum seni, her tanıdığından....

sensizliği kaldıramam bilirsin,
bilirsin de nerdesin,
sen şu yarama tek çaremsin,
sen hergün ağlattığın yüreğimsin....

satırları senle doldurdum,
her geçene seni sordum,
hiçbir şeyden değil, sensizlikten yoruldum,
artık kalbime adını koydum...
prod89130266sf5[1]

SEN'den başlası masal...

34424post11123583721483gs1[1]HÜZÜN... GEGE... (AY)RILIK... Anladım SEN'den başlası masal... Alışkanlıkların yitimi..yeni bir dünya..bırakıp gitmeler..telaşına ve gelecek kaygılarına ilk adım dünyanın..ne kadar karamsar cümleler bütünü.. kimse benim kadar statükocu olamaz bilirdim;aynı sokakta,aynı simalara selam verip aynı bakkaldan hep aynı saatte "ülker/dido" istemenin zevkini kimse bu kadar içten isteyemez sanırdım;aynı eve gidip aynı yorganı çekip tüm güncel dertlerin üstüne,hiçbir başka şey beni bu kadar koruyamaz sanırdım..ve tüm vedalar bana ölüm kadar ağır gelir,selpak taşıma sorunu yaşardım gözlerime..hiç ayrılamam sanırdım dostlarımdan..uğruna döktüğüm ıslaklıkların üzerine ant bile içmiştim..zamansız/mekansız çokca eşyalarımı toplayıp,geri kalan hayatımı atıp koltuğumun altına,yarınların yükünün beni ezip yokedeceğini düşünerek yola çıkmıştım bir temmuz sıcağında..hafifti benden kalanlar,içimde sıvı kalmamıştı/dökülmüştü dostlarıma baktığım yerden;rahatlamayı umarken daha da dolmuştum;olmamıştı..olmayacaktı.. oldu.. değişmeyen tek şey değişimmiş ''Herakliteos''un tabiriyle;ve tabirimle zor da osa alışıyomuş insan,ıslak bir sünger çekebilmeye kalanlarına.. Allah yolunuzu açık;bahtınızı bembeyaz eylesin..hayat ne tozpembe bir yol;nede dikenler içinde bir diyar..sanırım dürüst olmak gerekiyor hayata karşı;ama önce kendine karşı..SEN'den başkası masaL;CAN'dan başkası hikaye zaten..sırtlandıklarına omuz atacak bulunur her köşe başında o zaman.. Teknoloji arası yolculuk herdaim devam ediyosa -tek kelime edip,bir sıcak çayını içmemiş olsam dahi- devam edecek Allah izin verdikçe yoLculuğumuz.. selam ve dua ile.. -üstteki satırların sahibine..-